İzmir Alkollü İçecek
  • Ana Sayfa
  • Hakkımızda
  • Markalar
    • Sıfır Seri Ahenk
    • Sıfır Seri Gold
    • Sıfır Seri
    • Aşina
    • Aşina Gold
    • Cihanbeyi
  • Rakı Kültürü ve Tarihçesi
  • Bize Ulaşın
  • Menu Menu

Rakı Kültürü ve Rakı’nın Tarihi

Rakı, Türkiye coğrafyasıyla özdeşleşmiş, köklü bir geçmişe sahip geleneksel bir içkidir. Rakının ilk olarak nerede ve kimler tarafından üretildiği kesin belgelerle ortaya konmuş değildir. Bununla birlikte birçok araştırma ve kaynak, rakının ilk üretiminin Osmanlı topraklarında gerçekleştiği görüşünde birleşmektedir.

Tarihi kayıtlar, rakıya benzer içkilerin çok eski dönemlerde de var olduğunu göstermektedir. 5. yüzyılda Doğu Roma İmparatorluğu döneminde rakıya benzeyen bir içkinin tüketildiği bilinmektedir. 11. yüzyıla gelindiğinde ise bu tür içkilerin Türkler tarafından öğrenildiği ve özellikle Bektaşi geleneğine mensup kişiler aracılığıyla Anadolu ile Rumeli’de yaygınlaştığı ifade edilmektedir.

Anadolu’da rakının geçmişi yaklaşık üç yüzyıl öncesine uzanır. “Rakı” kelimesinin Türkçeden Yunancaya geçtiği ve Osmanlı döneminde Yunanlılar tarafından da kullanılmaya başlandığı bilinmektedir. Hatta bazı Yunan ansiklopedilerinde Yunanistan’ın geleneksel içkisi olan Uzo’nun mucidi olarak Osmanlı doktoru Kirios Stavrakis’in adı geçmektedir.

Bizans döneminde ise en yaygın içki şaraptı. Kaynaklarda ekmek ve şarabın günlük beslenmenin iki temel unsuru olduğu belirtilmektedir. Bazı manastırlarda şarabın sabah kahvaltısının bir parçası olduğu, keşişlere günlük şarap payı verildiği ve şaraptan mahrum bırakılmanın kimi zaman bir ceza olarak uygulandığı bilinmektedir.

Konstantinopolis’te bağcılık ve şarap üretimi özellikle manastır çevrelerinde gelişmişti. Bununla birlikte kentin şarap ihtiyacının önemli bir bölümü Taşoz, Girit ve Sakız gibi Ege adalarından sağlanıyordu. Büyükada ve Heybeliada’daki bazı manastırlar ise ürettikleri özel şaraplarla tanınmıştı. Şehirde şarap satışı yapan “Kapelos” adlı esnafların işlettiği “Orgasterion” denilen dükkânlarda şarapla birlikte yemek de sunulurdu. Ayrıca “Leskhe” adı verilen kervansaraylarda taverna benzeri eğlence mekânları bulunurdu.

Bizans sarayında da temel içki türü şaraptı. Bu şarapların bir kısmı günümüzdeki vermut benzeri aromatik bitkilerle hazırlanıyordu. Üzüm dışında kayısı, incir, erik ve hurma gibi meyvelerden de fermente içkiler yapılmaktaydı. Osmanlı ordusunun İstanbul’u kuşattığı dönemde Bizans askerlerinin moralini yüksek tutmak amacıyla surların yakınlarında meyhaneler kurulduğu ve Ceneviz gemilerinin Yunan adalarından sürekli şarap taşıdığı da tarih kaynaklarında yer almaktadır. Bu nedenle İstanbul, Bizans döneminde özellikle Galata’daki meyhaneleriyle tanınan bir şehir haline gelmiştir.

Fatih Sultan Mehmet döneminden itibaren İstanbul’da meyhanelerin varlığı çeşitli kaynaklarda belirtilmektedir. Bu mekânların bir kısmının Bizans döneminden kaldığı ifade edilir. Hatta bazı yazılı kaynaklar, İstanbul’daki meyhanelerin o dönemde dünya çapında ün kazandığını anlatır. Osmanlı döneminde uzun süre şarap en yaygın içki olsa da zamanla rakı daha fazla tercih edilmeye başlanmıştır.

Evliya Çelebi’nin Seyahatnamesi’nde rakı üreticilerinden “Arakçıyan esnafı” olarak söz edilir. Bu üreticilerin muzlu, nar aromalı veya hardaliye ile yapılan farklı rakı çeşitleri hazırladıkları anlatılır. “Rakı” kelimesinin kökeni hakkında farklı görüşler bulunmaktadır. Bir görüşe göre kelime “terleten” anlamına gelen “Araki” sözcüğünden türemiştir. Başka bir görüş ise iri taneli “Razaki” üzümünden yapılan anasonlu içkiden dolayı zamanla rakı adının ortaya çıktığını ileri sürmektedir.

Tarih boyunca rakı zaman zaman yasaklanmış olsa da özellikle 19. yüzyılda yasakların gevşemesiyle birlikte üretim ve tüketim artış göstermiştir. Tanzimat döneminde toplumsal yaşamda yaşanan değişimler ve batılılaşma etkisi, rakının şehir yaşamında daha görünür hale gelmesine yol açmıştır.

1880’li yıllarda Sultan Abdülhamid döneminde Sarıcazade Ragıp Paşa tarafından Tekirdağ yolu üzerindeki Umurca Çiftliği’nde bir rakı fabrikası kurulmuştur. Bu girişim, rakı üretiminin daha organize ve ticari bir yapıya kavuşmasında önemli bir adım olarak görülmektedir.

19. yüzyılda rakı daha çok gayrimüslim toplulukların tükettiği bir içkiydi. Müslümanların meyhane işletmesi yasak olduğundan, taverna ve meyhaneler genellikle gayrimüslim işletmeciler tarafından yönetilirdi.

Eski dönemlerde anasonlu rakı üretiminin teknik ayrıntıları hakkında kesin bilgilere ulaşmak oldukça zordur. Üretim yöntemleri ve kullanılan tesislerin özellikleri konusunda da sınırlı bilgi bulunmaktadır.

1920 ile 1926 yılları arasında alkollü içkilerin üretimi, satışı ve tüketimi tamamen yasaklanmıştır. Ancak 1 Haziran 1926 tarihinde yürürlüğe giren 790 sayılı yasa ile rakı üretimi devlet tekeline alınmış ve üretim endüstriyel yöntemlerle standardize edilmiştir. Böylece rakı bugünkü karakteristik özelliklerini kazanmaya başlamıştır.

1930 yılında Gaziantep Rakı Fabrikası kurulmuş, bir yıl sonra Tekel teşkilatı oluşturulmuştur. Daha sonra Diyarbakır, Tekirdağ ve Nevşehir’de yeni rakı fabrikaları açılmıştır. Üretimin daha uygun koşullarda yapılabilmesi için Mersin ve Adana’da da yeni tesisler kurulmuştur. 1935 yılında küçük üreticiler kapatılmış ve rakı üretimi giderek merkezileştirilmiştir.

1944 yılından itibaren rakı üretimi tamamen devlet tekelinde yürütülmüştür. Özel sektörün yeniden üretime başlaması ise 2004 yılında gerçekleşmiştir.

Günümüzde rakı, Almanya, Amerika ve Çin başta olmak üzere birçok ülkeye ihraç edilmektedir. Yüzyıllardır Anadolu’da tüketilen bu içki, zamanla Türkiye’ye özgü bir kültürel kimlik kazanmıştır.

Birçok akademik ve referans yayında rakının Türk içkisi olduğu belirtilir. Rakı, Osmanlı’dan günümüze kadar bu coğrafyada yaşayan insanların damak zevki doğrultusunda şekillenmiş ve kendine özgü bir karakter kazanmıştır.

Rakı çoğu zaman benzer içkilerle karşılaştırılsa da önemli farklılıklar vardır. Yunan içkisi Uzo, Orta Doğu’da üretilen Arak ve Balkanlarda yapılan Rakija, üretim teknikleri ve içerikleri açısından rakıdan farklıdır. Örneğin Uzo üretiminde üzüm alkolü kullanılması zorunlu değildir ve farklı anason türleri kullanılabilir. Ayrıca çeşitli botanik bitkilerin eklenmesine de izin verilmektedir.

Arak’ın ise Orta Doğu’daki Musevi ve Hristiyan topluluklar tarafından geliştirildiği düşünülmektedir. Ancak kullanılan hammaddeler ve damıtım yöntemleri bakımından rakıyla birebir benzerlik göstermez.

Balkan içkisi Rakija ise genellikle çeşitli meyvelerin damıtılmasıyla elde edilen, anason içermeyen ve yoğun aromalı bir içkidir. İsminin benzerliği dışında rakıyla doğrudan bir ilişkisi bulunmaz. Yunan içkisi Tsipouro ise üzüm kullanılması nedeniyle rakıya kısmen benzese de anason içermediği için tat olarak farklıdır.

KAYNAKÇA:

L’arak, cet inconnu… Yazar: Patrick Monsarrat
Adabıyla Rakı ve Çilingir Sofrası Yazar: Vefa Zat 1994
Alkol ve İnsan… Yazar: Dr Erdal Atabek 1982
Rakı Sohbetleri… Yazar: Sav Ergun 1994
Dengeli Demlenme ve Rakı Mezeleri… Yazar: İlhan Eksen 2000
http://www.buyukkeyif.com/readArticle.jsp?objectID=7000000000033698
http://tr.wikipedia.org/wiki/Rak%C4%B1
Jack Deleon’un çeşitli eserleri
Gis-Der

Bize Ulaşın

Manisa Fabrika

Derbent Mahallesi,
Orhan Gazi Caddesi No: 124
Turgutlu / Manisa / Türkiye

+90 533 838 04 44
info@izmiralkolluicecek.com

Ürünler

Sıfır Seri Ahenk
Sıfır Seri Gold
Sıfır Seri
Aşina
Aşina Gold
Cihanbeyi
Sayfanın başına dön Sayfanın başına dön Sayfanın başına dön